Güzel Iğdır'ımızın şirin ilçelerinden biri olan Karakoyunlu, yörenin en eski yerleşim yerlerinden biridir. Bu bölgede ilk yerleşimlerin Paleolitik dönemde olduğu yapılan araştırmalarla ortaya konmuştur.
Karakoyunlu ve çevresinde yazılı döneme Urartular döneminde (MÖ.900-MÖ.600) geçmiştir. Çeşitli kavimlerin özellikle de Kimmer ve Sakaların saldırılarıyla siyasi varlıkları sona eren Urartulardan sonra MÖ. Vl. Yy. da bir süre Medlerin egemenliğinde kalan Karakoyunlu, kısa bir süre sonra Persler tarafından ele geçirildi. Sonraki dönemlerde ise yöreye; Makedonya, Selokit, Araks Krallığı, Roma Arsaklı ve Sasaniler egemen oldular. Halife Hz. Ömer döneminde Nihavent Savaşı ile Araplara bağlanan Karakoyunlu ve çevresi bundan sonra Dört Halife Dönemi, Emeviler ve Abbasiler dönemlerinde Araplar ile Bizanslılar arasında sürekli mücadele alanı haline geldi. Bu çatışmalar sırasında yöre bazen Arapların bazen de Bizanslıların eline geçti. Bu durum 1064 yılında Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan’ın bölgeyi ele geçirmesine kadar devam etti. 1227 yılından itibaren yöreye Harzemşahlar hâkim olmaya başladılar. Bu dönemde Kayı Boyu’nun bölgeye gelip kışladıklarını ve Ertuğrul Gazi’nin liderliğinde Anadolu içlerine doğru ilerlediklerini görmekteyiz. Hatta Osmanlı tarihçilerinin büyük çoğunluğu Osmanlı Devleti’nin kurucusu olan Osman Gazi’nin bu yörede dünyaya geldiğini belirtmektedir.
Karakoyunlu ve çevresi 1239’da Moğolların,1256’da Altın Ordu Devleti’nin yönetimine geçti. Daha sonra Celayirliler Azerbaycan ve Nahçivan ile birlikte Karakoyunlu’ ya da hâkim oldular. Celayirliler’ den sonra yöre 1380 yılında Karakoyunlular’ ın hâkimiyet sahasına girmiştir. İlçenin isminin bu devletten aldığı tahmin edilmektedir. Timur’ un Anadolu’ ya girmesiyle Timur imparatorluğuna bağlanan yöre Timur’un 1405 yılında ölümü üzerine yeniden Karakoyunlu’ ların hakimiyetine girdi ve yaklaşık 62 yıl bu devletin idaresinde kaldı(1406-1468). Bu gün ilçe merkezi ve köylerindeki mezarlıklarda bulunan koç-koyun heykelli mezar taşları onlardan kalmıştır.
1453 yılında Akkoyunlu tahtına Uzun Hasan’nın geçmesiyle yörede siyasi dengeler değişmeye başlamıştır. 1467 de Kara koyunlu devleti Ak koyunlular tarafından yıkılınca Karakoyunlu ve çevresi Akkoyunlulara geçti, ancak Akkoyunluların bir süre sonra Osmanlılarla çatışmaya girmesi kendi sonlarını hazırlamış ve 1473 tarihli Otlukbeli Savaşı’nda Osmanlı hükümdarı Fatih Sultan Mehmet’ e yenilen Uzun Hasan’ın ölümü üzerine Akkoyunlular kısa sürede yıkılmıştır ve yörede Şii Safavi devleti güçlenmeye başlanmıştır.
Şah İsmail bölgede etkin bir Şii propagandası başlatmış ve halkın büyük çoğunluğunu kendi mezhebine çekmeyi başarmıştır. Ancak Safeviler 1514 Çaldıran ovasında Osmanlılara yenilmiş ve bölgede kısa sürede olsa çekilmişlerdir. Ancak Yavuz Sultan Selim’ in İstanbul’ a dönmesinden sonra Safeviler yeniden yöreye sahip oldular. Karakoyunlu ve çevresi kesin olarak Kanuni Sultan Süleyman döneminde 1534 tarihli İran seferi ile Osmanlılara katılmıştır.
Kanuni, Safeviler’in yörede çıkardığı kargaşa nedeniyle 1548 ve 1553 de olmak üzere iki kez daha İran seferine çıkmak zorunda kaldı. Osmanlılarla Safeviler arasında aralıklarla 37 yıl süren savaş, 1555 yılında imzalana Amasya antlaşmasıyla sona erdi.
Amasya antlaşmasının 1578 de bozulması üzerine dönemin Osmanlı padişahı 3. Murat İran’daki taht kavgalarından yararlanmak üzere sefere çıktı. Bu sefer 1590 da yapılan “Ferhat Paşa Anlaşmasıyla” yerini geçici bir barış dönemine bıraktı. Bu barış dönemi 1603 de İran Şahı Şah 1. Abbas’ın yöreye saldırmasıyla yeniden bozuldu. 1612 de İran’ın barış talebinde bulunması üzerine iki taraf arasında “Nasuh Paşa Anlaşması” imzalandı. Yapılan anlaşma üç yıl yürürlükte kaldı 1615 de iki devlet yeniden savaşa başladı Osmanlı orduları bu savaşlar sırasında kesin bir netice alamadı ve 1618 de Serav anlaşması imzalandı. Bu anlaşmada fazla sürmedi.1622’ de savaşlar yeniden başladı ve 1639 yılına kadar devam etti. 4. Murat döneminde ise İran’a yeniden sefer düzenlendi ve bu sefer sonucunda da 1639 tarihli “Kasr-ı Şirin Antlaşması” yapıldı. Bu antlaşma ile birlikte Karakoyunlu ve çevresinde 95 yıl sürecek barış dönemi başladı.
Osmanlı İran ilişkileri 1722 de yeniden bozuldu Osmanlı devletinin İran’ da çıkan iç karışıklıktan istifade etmek amacıyla doğuya asker sevk etmesi üzerine savaşlar yeniden başladı. Bu savaşlar sonrasında da iki devlet arasında “İstanbul Antlaşması” yapıldı. 1732’ de bu antlaşma “Ahmet Paşa Antlaşması” adı altında yenilendi. Ahmet Paşa Anlaşması’nı tanımadığını belirten İran Şahı Nadir Han Osmanlı devletine şartlı barış talebinde bulundu. Nadir Han’ın Şahlığının tanınması yönündeki talebi Osmanlılarca kabul edildi ve Osmanlı İran savaşları durdu. 1736’ da Nadir Şah kendisini İran Şahı ilan etti. Ardından bir yıl sonra 1737 tarihli İstanbul antlaşması ile Sürmeli Çukurunu ele geçirdi. Bununla da yetinmeyen Nadir Şah Osmanlı topraklarına saldırdı. Böylece yeniden Osmanlı İran savaşları başladı ve üç yıl sürdü. Ancak 1746 da Kasr-ı Şirin antlaşması esas alınarak iki devlet arasında yeni bir antlaşma yapıldı. Yeniden Karakoyunlu ve çevresi Osmanlı hâkimiyetine geçti.
Bu tarihten sonra İran ile Osmanlılar arasındaki savaş Türk-Kaçar Hanedanı zamanında oldu. Ancak sınırlar üzerinde önemli bir değişiklik yapılmadı (1821–1823).
1823’ deki son İran saldırısından sonra Karakoyunlu ve çevresi bu kez de Rus istilasına uğradı. Rus kuvvetleri 1828’ de Aras Nehri’ni geçerek yöreyi işgal ettiler. Ancak 1829’ da imzalanan “Edirne Antlaşması” gereğince burasını boşalttılar. Bu tarihten sonrada (1855) , birkaç kez daha Rus istilasına uğrayan Karakoyunlu 3 Mart 1878 tarihli “Ayestefanos Antlaşması” ile kesin olarak Ruslara bırakıldı. Böylece Karakoyunlu, Iğdır, Aralık ve Tuzluca için, 1918’ de Rusya ile imzalanacak olan “Brest Litovks Antlaşması”na kadar “40 Yıllık Kara Günler” başlamış oldu. Bu antlaşmadan sonra Türk kuvvetleri, 20 Mayıs 1918 de Karakoyunlu ve çevresini ele geçirdiler. Bu sevinçli dönem çok uzun süreli olmadı ve 30 ekim 1918 tarihinde ihtilaf devletleri ile imzalanan “Mondros Mütarekesi” gereğince Türk ordusu yöreden çekilince Karakoyunlu Ermenilerce işgal edilecektir.
“Mondros Mütarekesi”nden sonra bölgenin Türk Askeri”nden arındırılacağı haberi Karakoyunlu, Iğdır, Aralık ve Tuzluca halkını harekete geçirdi. Vakit geçirmeden Kamerli kasabasında toplanan Türk ve Müslüman halkın temsilcileri yapılan uzun görüşmelerden sonra bir hükümet kurulmasına karar verdiler. Böylece Iğdır merkez olmak üzere 3 Kasım 1918’ de “Aras Türk Hükümeti” kuruldu. Bu hükümetin kurulması ile birlikte yöre halkı Ermenilere karşı hızlı bir şekilde silahlanmaya başladı. Aralık, Karakoyunlu, Iğdır ve Tuzluca da gönüllü siviller Ermenilere karşı kahramanca direndiler. Bu gelişmeler üzerine doğu cephesi harekâtı 12 Kasım da yeniden başladı. Kazım Karabekir' e bağlı birlikler hızla ilerleyerek, 14 Kasım 1920 de Karakoyunlu ve çevresine girdiler. Bu durum karşısında Ermenistan barış isteğinde bulundu. Nihayet, 2 Aralık 1920’ de Türkiye ile Ermenistan arasında yapılan “Gümrü Antlaşması” ile Karakoyunlu ve çevresi Anavatan’a kavuşmuş oldu.
Karakoyunlu İlçesi 1972 yılına kadar Iğdır’a bağlı bir köy durumunda iken bu tarihte belediyelik, 1992’de de 3806 sayılı kanunla “İlçe” yapılarak, Iğdır İli’ne bağlanmıştır. 1993 yılında da “Taşburun” Köyü belde yapılarak Karakoyunlu İlçesi’ne bağlanmıştır.
Iğdır’a 14 Km’lik mesafede bulunan İlçe’nin, biri merkez belediyesi, diğeri Taşburun Belediyesi olmak üzere iki belediyesi, 13 köyü ve 7 mezrası bulunmaktadır. İlçe’nin doğusunda Aralık İlçesi, batısında Iğdır İli, güneyinde Ağrı Dağı, kuzeyinde Aras Nehri ve Ermenistan bulunmaktadır. İlçe’nin tamamı ovaya kurulmuş olup rakımı 850 m. civarındadır. Yüzey şekli düz ve tarıma elverişlidir. Ayrıca, Ağrı Dağı eteklerinde yaylacılık büyük önem taşımaktadır.
Karakoyunlu İlçesi kültürel değerler bakımından da zengin sayılabilecek bir konumdadır. Türk Kültürü’nde önemli bir yer tutan koç ve koyun heykelleri İlçe’nin kültür değerlerinin başında gelmektedir. Bu heykellere bilhassa Tarihi Karakoyunlu Mezarlığı’nda rastlamak mümkündür. Çoğunun koç ve koyun heykeli olmasına karşılık zaman zaman deve heykellerine de rastlanmaktadır. Bu heykellerin bir kısmının MÖ 7. ve 2. yy’lar arasında Iğdır ve çevresinde hüküm süren Sakalar (İskit), bir kısmının ise 14.yy’da yine aynı bölgede medeniyet kurmuş olan Karakoyunlu Devleti tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir. Bu devletlerin hâkim olduğu diğer alanlarda da aynı türden heykellerin varlığı bu düşünceyi kuvvetlendirmektedir. Heykeller adeta üzerinde bulunduğu mezardaki kişinin künyesi gibidir. Bu heykellere bakarak ölen kişi hakkında birçok bilgiye ulaşmak mümkündür. Ölen kişi erkek ise üzerine koç, kadınsa üzerine koyun heykeli dikilirdi. Heykellerin üzerlerine değişik motiflerin çizildiği de tespit edilen unsurlar arasındadır. Figürlü, motifli ve kabartmalı olanların olmayanlara göre daha varlıklı ve soylu, aynı zamanda da yiğit bir kişi olduğunu ifade ettiği bilinmektedir. Tek başına kitabesiz, figürsüz ve kabarmasız bir koç-koyun heykelinin “alperenliği”, üzerinde “saz” figürü olan bir heykel ise mezardaki şahsın aynı zamanda iyi bir saz çaldığına yani ozan olduğuna işaret etmektedir.
Tarihi mezarlıkta bulunan koç ve koyun heykellerini görmek için her yıl 1000’in üzerinde yerli ve yabancı turist tarafından İlçemiz ziyaret edilmektedir. Bu sayı her geçen yıl artarak devam etmektedir.
KAYNAKLAR:
Veli ORKUN-Sürmeli Çukuru-Iğdır Tarihi ve Coğrafyası
Kayıkçı Kul Mustafa-Genç Osman Destanı
İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI-Osmanlı Tarihi